Öksüz organ prostat
- May 15
- 4 min read
Prostat öksüz bir organdır. Ne demek istiyorum? Hastalıkları en temelde iki yöntemle tedavi ediyoruz.
Cerrahi tedaviler ve medikal tedaviler…
Cerrahi, adı üstünde ameliyatla bir hastalığı tedavi etmek demek. Eğer kalp damarlarınız tıkalı ise kardiyovasküler cerrahiler üzerine eğitim almış bir kalp damar cerrahının yaptığı özel bir ameliyat yöntemi ile tıkalı damar yenisi ile değiştirilir. Eğer prostatınız büyükse ve idrar yapmakta zorluk çekiyorsanız bir ürolog tarafından uygulanan özel bir prostat ameliyatından fayda görürsünüz. Çoğu zaman cerrahi yöntemlerle tedavi edilen hastalıkların ameliyat dışında bir tedavisi yoktur. Yani büyümüş bir prostatı idrar yolunun önünden çıkarmadan sorunu kalıcı olarak çözmek mümkün değildir. Ama günümüzde daha az kesi gerektiren, dolayısı ile daha az kanamalı, genelde mevcut vücut boşluklarını kullandığımız yöntemler de uygularız. Örneğin yukarıda söz ettiğim iyi huylu prostat büyümesini artık nadiren açık yöntemlerle ameliyat ederiz. Sıklıkla, prostatın büyüklüğü ve hastanın diğer parametrelerini dikkate alarak endoskopik yöntemlerden birini tercih ederiz. Söz konusu üriner sistem olduğunda endoskopik yöntemlerde kullandığımız “mevcut açıklık” böbrek içindeki idrar kanalcık ve odacıklarında başlayıp idrar borusu ile dışarı açılan idrar yollarıdır. Sistemin heryerine sızabildiğimiz, bu iş için üretilmiş hassas cihazlarımız ve aletlerimiz var ve bunları kullanmakta uzmanlaştık.
Medikal tedavi ise ilaçlarla yapılır.
Kabaca bir ayrım yapmak gerekirse cerrahi tedavileri biz cerrahlar, medikal tedavileri de dahili hekimler uygular. Aslında daha doğru ifade etmek gerekirse temel tedavisi cerrahi olan hastalıklarla biz, ilaçla yönetilen hastalıklarla dahili branşlar ilgilenir. Bu ayrım aynı organın farklı hastalıkları söz konusu olduğunda da geçerlidir. Bazen de aynı hastalık için cerrahi ve dahili tedavi seçenekleri vardır. İşte bu durumlarda söz konusu hasta organ adeta iki farklı bakış açısı ve yaklaşım ile ele alınır. Biz cerrahlar sorunları kesip biçerek çözmeye eğilim gösteririz. Zira bunun için uzun eğitimler aldık ve ameliyat yapmak dünyada en iyi bildiğimiz şey. Bu çoğu zaman ikame edilemeyecek bir tedavi iken bazen elimizde bir çekiç olduğu için herşeyi çivi gördüğümüz olur. İşte bu durumlarda dahili hekimler adeta hasta organın avukatı rolünü oynar. Organı bize karşı savunur. Aslında iki tarafın da amacı hastayı iyi etmektir. Bu çekişmenin tek hedefi her bir hasta için en iyi ve en uygun tedavi yönteminde karar kılmaktır.
Örneğin kalp damarlarında tıkanma olduğunda bunu tedavi eden iki hekim vardır; kardiyologlar ve kalp damar cerrahları. İkisi de bu hastalık üzerine uzmanlaşmıştır. Kardiyolog problemi ilaçlar ve ameliyat dışı girişimlerle çözmenin yollarını arar. Kalp damar cerrahının ne yaptığını artık biliyorsunuz.
Bu girişten sonra prostata neden öksüz organ dediğimi daha iyi anlayacaksınız. Doğru tahmin ettiniz. Prostatı biz ürologlara yani cerrahlara karşı savunacak, onu ilaçlarla tedavi edebilecek bir başka uzmanlık alanı yoktur. Prostat eti ile kemiği ile biz ürologlara emanettir. Aslına bakarsanız biz de medikal tedaviler uygularız. Çünkü prostatın her hastalığı için bir cerrahi çözüm yoktur. Örneğin prostat iltihabında iyileşme, iltihap giderici ilaçlar ve antibiyotiklerin iyi bir kombinasyonundan geçer. Ama bu tedavileri, mesela böbrek hastalıklarını paylaştığımız nefrolog yapmaz. Bu aslında tıbbın tarihsel gelişim sürecinde kendiliğinden gelişen bir durumdur. Prostat geçmişten beri öylesine cerrahi bir organ olagelmiştir ki günün birinde farmakologlar ve fizyologlar prostat için ilaçlar geliştirmiş olsa bile organı tanıyan hekimler olarak bu tedavileri de biz ürologlar üstlenmişiz.
Teknolojiye dahili branşlara göre daha bağımlı gelişen cerrahi, çok gerilere, antik zamanlara gittiğimizde hekimlikten bile sayılmazdı. Hekimler yemin ederken, Hipokrat’ın “taş için bile olsa kesmeyeceğim” sözünü tekrarlardı. Bu pek onaylanmayan cerrahi işlemlerle berberler meşgul olurdu. Ama sonuç çoğu zaman felaketti. Çünkü cerrahinin temelleri sayılabilecek antisepsi ve anestezi henüz mevcut değildi. Hastalar acı içinde kıvranır ya da yara yeri enfeksiyonlarından hayatlarını kaybederdi.
Prostat için kullandığım öksüz organ ifadesini tıpta halihazırda mevcut bir kavram olan “orphan disease” yani öksüz hastalıktan ilham aldım. Oldukça nadir görülen bazı hastalıklar böyle anılır. Çünkü bunlar yeterince sık görülmediğinden en nihayetinde bir iş modeli olan ilaç endüstrisinin dikkatini çekmezler. Bilim insanları bu hastalıkları araştırmak konusunda yeterince motive değildir. Ama benim öksüz organ prostat ile ne kastettiğimi artık iyi biliyorsunuz. Aslında gerçek tanıma daha çok uyan, çok az sorun çıkardığı için hep prostatın gölgesinde kalmış (anatomik olarak bile onun arkasında) gerçek öksüz organ seminal veziküldür. Ama bu uzun bir bahis. Şimdi prostatın öksüzlüğünün yol açabildiği sonuçlara yakından bakalım.
Bazı cerrahlar ameliyat yapmayı sevmez. Bu bir oksimoron gibi gelebilir ama gerçek. Hekimlik kariyerim boyunca hiç ameliyat yapmayan çok ürolog tanıdım. Neyse ki bu, ilaçların her geçen gün daha çok ürolojik probleme çare olmaya başladığı, en azından bunu iddia edebildiği günümüzde, bir ürologun ameliyat yapmadan da yaşamını bu meslekle sürdürebilmesine imkan tanır. Ama bizim işimiz temelde budur. İdrar kanalını tıkayan bir taşı, işemeyi güçleştiren büyümüş bir prostatı ya da böbrekte büyüyen bir tümörü, ortalığı çok dağıtmadan kibarca çıkarırız. Doğrusu eskiden bu kadar naif değildik. Ama şimdi yöntemlerimizi göğsümüzü gere gere savunabiliyoruz. Elimizde hassas robotlar, net görüntü sağlayan minik kamera lensleri ve kibar aletler var. Alet işler, el övünür. İşte bu yüzden bazen büyümüş bir prostatın her zaman ameliyat gerektirmeyebileceğini hatta bir prostat kanserini sadece takip edebileceğimizi göz ardı ediyoruz. Ameliyat yapmak çok daha kolay geliyor. Çünkü bu konuda iyiyiz. Çünkü takip süreçlerini yönetmek sadece zahmetli değil çoğu zaman daha masraflıdır.
Bir başka problemin kökleri prostatın öksüz organ olmasının esas sebebine dayanır. İlaç tedavilerini dahili hekimler uygular ama onlar hastalıklarla savaşın en ileri cephesindedir. Savaş gerçekte çok boyutludur. Cephe gerisinde farmakologlar ve fizyologlar tıp fakültesi gibi zor bir okulu bitirdikleri halde tek bir hastayı bile tedavi etmenin ayrıcalığından mahrum kalma pahasına kendilerini bütün hastaların ve toplumun sağlığına adarlar. Ama bütün bu tarihsel çabaya rağmen prostat, fonksiyonları çok geç anlaşılabilmiş bir organdır. Prostat günümüzde bile en ufak bir sorun yaratması halinde kolayca gözden çıkarılır. Bu bağlamda kalpten daha dezavantajlı bir organ olduğu söylenebilir. Yani öksüz olmasının bir sebebi de budur. Prostat 50 yaş üstü erkeklerde bütün dünyada en çok opere edilen organlardan biridir. 2024 yılında ABD’de yaklaşık 300 bin major prostat cerrahisi yapılmıştır. Buna biyopsi ve diğer minimal invaziv girişimler de eklendiğinde prostata bağlı nedenlerle ameliyat masasına yatan 50 yaş üstü erkeklerin sayısı bir milyona yaklaşır.

Comments